Türkiye’de düşen doğurganlık oranları, nüfus politikalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre doğurganlık hızı 2017’den itibaren nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in altına inerken, 2024 itibarıyla 1,48’e kadar geriledi. Doğum sayısı da son yıllarda ciddi düşüş göstererek 1 milyonun altına indi ve Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyeleri kaydedildi.
Bu tablo karşısında hükümet, 2026-2035 dönemini “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan eden kapsamlı bir genelge yayımladı. Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yürürlüğe giren düzenleme ile tüm kamu kurumlarına, aileyi güçlendiren ve nüfus artışını teşvik eden politikalar izleme yükümlülüğü getirildi.
Genelgede, aile yapısının korunmasının stratejik bir öncelik olduğu vurgulanırken, doğurganlık hızındaki düşüşün “varoluşsal risk” boyutuna ulaştığı ifade edildi. Kamu politikalarının, araştırmaların ve uygulamaların aile yapısına etkilerinin dikkate alınması ve bu doğrultuda yeniden şekillendirilmesi istendi.
Yeni yol haritasında; evliliğin teşvik edilmesi, gençlerin aile kurmasının kolaylaştırılması ve çok çocuklu aile yapısının desteklenmesi öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Ayrıca kırsal nüfus kaybını önlemeye yönelik politikalar, yaşlı nüfusa yönelik sosyal destekler ve kuşaklar arası dayanışmayı artıracak adımlar da plan kapsamında bulunuyor.
Öte yandan, Fransa, Bulgaristan ve Japonya gibi ülkelerin doğum oranlarını artırmak için uyguladığı maddi teşvikler ve çalışan annelere yönelik desteklerin Türkiye için de örnek olabileceği değerlendiriliyor. Uzmanlar, yalnızca söylem düzeyinde kalan politikaların yeterli olmayacağını, somut ekonomik ve sosyal desteklerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.
“Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı”nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan ise geçmişte yaptığı “en az üç çocuk” çağrısının bugün daha iyi anlaşıldığını belirterek, aile kurumunun güçlendirilmesine yönelik politikaların uzun vadede öneminin daha net görüleceğini ifade etti.
Yeni genelgeyle birlikte, tüm kamu kurumlarının kendi alanlarında nüfus artışını destekleyici bir yaklaşım benimsemesi zorunlu hale gelirken, Türkiye’nin hızla yaşlanan nüfus yapısına karşı kapsamlı bir mücadele süreci başlatılmış oldu.










Bir yanıt yazın