Filistin davasını sahiplenenler, Mahmud Abbas’ın duruşuna rağmen bu kutsal sorumluluktan vazgeçmeyecek. Çünkü Filistin meselesi yalnızca bir milletin ya da bir dinin değil, tüm insanlığın vicdanında yankılanan bir adalet mücadelesidir.
İşgal ve Sessiz Onay
ABD Başkanı Donald Trump, göreve geldiği ilk gün, Biden döneminde yürürlüğe giren Siyonist kaçak yerleşimlere yönelik yaptırımları kaldırarak, işgal edilen toprakların oldubittiye getirilmesinin önünü açtı. Zaten Batı Şeria, sistematik bir şekilde, sessizce işgal edilmeye devam ediyordu. Siyonistler, kaçak yerleşimler ve şiddet politikaları ile Filistin topraklarını adım adım ele geçirirken, gözler Filistin lideri Mahmud Abbas’a çevrildi.
Abbas’ın Tavrı: Ilımlı mı, Pasif mi?
Mahmud Abbas, 2005’ten bu yana Filistin devlet başkanlığı görevini sürdürüyor. Ancak seçildiği günden bu yana yeni bir başkanlık seçimi yapılmadı. İsrail eski Başbakanı Ariel Şaron ve ABD eski Başkanı George Bush ile yaptığı samimi görüşmeler, hatta daha sonra Netanyahu ve eşiyle gülümseyerek sohbet etmesi, Abbas’ın halkı nezdindeki imajına zarar verdi. Hatta Hamas tarafından zaman zaman “İsrail’in gizli ortağı” olarak nitelendirildi.
Cenazeye Katılamayan Lider
Filistin direnişinin önemli isimlerinden İsmail Heniyye’nin alçakça öldürülmesinin ardından Abbas, Doha’daki cenaze törenine katılmadı. Gerekçe olarak güvenlik endişesini gösterdi. Halbuki Abbas, devlet başkanlığı yaptığı dönemde Heniyye ile başbakan olarak birlikte çalışmıştı. Aynı şekilde, İsrail işgaline karşı savaşan Yahya Sinvar da şehit olduğunda Abbas cenazesine katılamadı. Peki, İsrail izin verseydi katılır mıydı?
Filistin halkı, direnişin en ön saflarında hayatını kaybederken, Abbas’ın “can güvenliği” endişesiyle pasif kalması büyük tepki çekti. Heniyye’nin cesurca ölüme yürümesi, Sinvar’ın son nefesine kadar direnişi bırakmaması, Filistin mücadelesinin ne anlama geldiğini bir kez daha gösterdi.
Gazze’ye Gitmek İstedi Ama…
Gazze’ye yönelik soykırım sürerken Türkiye, Abbas’ı İstanbul’a davet etti. İlk etapta teklifi geri çeviren Abbas, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Ankara’ya geldi. TBMM’de yaptığı konuşmada belki de hayatının en cesur açıklamasını yaptı: “Tüm ekibimle birlikte Gazze’ye gideceğim.”
Hamas ile Abbas yönetimi arasında yıllardır süren anlaşmazlıklar nedeniyle bu açıklama şaşırtıcıydı. Abbas, “Bedeli ne olursa olsun” diyerek kararlılığını vurguladı. Konuşmasını “Ya zafer ya şehadet” sözleriyle bitirdi. Ancak sonunda Gazze’ye gidemedi. Çünkü İsrail izin vermedi.
Bir devlet başkanının, kendi topraklarında seyahat edebilmek için işgalci bir devletten izin almak zorunda kalması, Filistin halkının yaşadığı esareti bir kez daha gözler önüne serdi.
Direnişe Engel Olan Yönetim
Filistin halkı, işgal ve saldırılar karşısında kenetlenirken, Abbas yönetimi sadece sessiz kalmakla yetinmedi, aynı zamanda direniş hareketlerini bastırmaya çalıştı. İsrail, Batı Şeria’da Filistinli direnişçileri hedef alırken, Abbas yönetimine bağlı güvenlik güçleri de protestolara müdahale etti.
Öyle ki, İsrail’in Genelkurmay Başkanı Halevi, Abbas yönetiminin Hamas’a destek gösterilerini engelleme çabalarını övgüyle karşıladı. Bu durum, Filistin halkı arasında büyük tepkiye yol açtı.
Abbas Kime Karşı, Kimin Yanında?
İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği saldırılarda 50 binden fazla sivil katledildi. Aynı süreçte, Abbas’ın kontrolündeki Batı Şeria’da bine yakın Filistinli hayatını kaybetti. Ancak Abbas, bu katliamların hesabını sormak bir yana, “İsrail tam anlamıyla bir güven ortamında olmayı hak ediyor” şeklinde bir açıklama yaptı.
Soykırım devam ederken, Abbas ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a “Hamas’ı tasfiye edin, Gazze’yi biz yönetelim” teklifinde bulundu. Bu tavır, Filistin davasına gönül verenler tarafından büyük hayal kırıklığı olarak görüldü.
Bosna lideri Aliya İzzetbegoviç’in sözleriyle özetlemek gerekirse:
“Her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.”
Filistin İçin Mücadele Devam Ediyor
7 Ekim 2023’ten bu yana Filistin davasını omuzlayanlar, yalnızca Ortadoğu’daki Müslümanlar değil. Avrupa üniversitelerindeki öğrenciler, ABD’den Japonya’ya kadar sokağa dökülen insanlar, Abbas’tan daha fazla mücadele etti. Bu insanlar, inançlarından bağımsız olarak, Siyonist soykırıma karşı ses çıkardı ve bedel ödemekten çekinmedi. Üniversitelerinden atıldılar, polis müdahaleleriyle karşılaştılar, işlerinden uzaklaştırıldılar. Ancak Abbas, Filistin’in devlet başkanı olarak, bu mücadelenin neresinde durdu?
Eğer Abbas böyle devam ederse, soykırımla yok edilmiş bir halkın “topraksız” lideri olarak tarihe geçecek. Ve bu vebal, sadece dünya sahnesinde değil, ahirette de sırtına yüklenecek.
Ancak Filistin davası, asla sahipsiz kalmayacak. Çünkü bu mücadele, yalnızca bir devletin ya da bir milletin değil, adaletin, insan onurunun ve vicdanın mücadelesidir. Her ne kadar Abbas ve benzeri yöneticiler tarafından siyasetin dar kalıplarına sıkıştırılmak istense de, Filistin davası sınırları ve ideolojileri aşan bir hakikat çağrısıdır.
Ve bu çağrı, Mahmud Abbas’a rağmen, tüm dünyada yankılanmaya devam edecektir.










Bir yanıt yazın